HER ZAMAN GÖZDEN KAÇAN BİRŞEYLER VARDIR ...

22 Aralık 2009 Salı

EN İYİSİ O

2009 Dünya'nın en iyi futbolcusu dün akşam herkesin beklediği üzere Tango'cu Messi oldu. Barcelona'nın göz bebeği , Dünya'nın en iyi Futbolcusu ödülünü alan ilk Arjantin'li aynı zamanda. Bu ödülü en çok hakeden isimdi, Lionel Messi ...

21 Aralık 2009 Pazartesi

RAKİPLER BELLİ OLDU

Atletico Madrid - Galatasaray maçının galibi bir üst turda Everton - S.Lizbon maçının galibiyle oynayacak.Lille - Fenerbahçe maçının galibi bir üst turda Liverpool - Unirea maçının galibiyle karşılaşacak.
Galatasaray bence şanslı bir kura çekti.Atletico Madrid'de çok yıldız futbolcu var bu bir gerçek. Ancak baktığınız zaman La Liga'da aldıkları kötü sonuçlara Şampiyonlar ligi halkasınıda eklediler ve sadece 3 beraberlik alarak gruptan mucizevi bir şekilde çıkmayı başardılar.Şuan liglerde devre arası olmak üzere.Transfer dönemi açılıyor.En büyük yıldızları,Maradona'nın damadı Kun Agüero'nun da Chelsea'ye transferi konuşuluyor kulislerde.Umarız gerçekleşir.Elenmeyecek bir rakip değil bence.Yeterki gününde ve tam olsun sarı kırmızılılar ...

Fransız Lille tehlikeli bir takım.Ayrıca çok golcüler.Fenerbahçe avrupada çok gol yiyor.Tehlikeli bir kura ancak ilk maçın dışarda olması Sarı Lavicertliler için büyük avantaj.Daum Twente maçını unutmaz inşallah ve ona göre oynatır takımını.Yoksa Gervinho, ikinci bir Nkufo faciası yaşatabilir Fenerbahçe'ye.Takımlarımızın turu geçmeleri dileğiyle maç gününü bekliyoruz.


HARRY KEWELL

Oz büyücüsü Milan Baros'un sakatlığında , Nonda'nın formsuzluğunda 8 puan kazandırdı bile Sarı Kırmızılılara ... Şimdiden Stay with us Harry demeye başladı Galatasaray taraftarları.Bizide stilinden mahrum etmemesini istiyoruz Avustralya'lı yıldızın.Umarım sezon sonunda sözleşmesini yeniler.


PAUSE

Ne güzel söylemiş spiker; ''Oysa herşey o kadar güzel başlamıştı ki...'' Hep görürdüm bazı bloglarda ama hiç anlam veremezdim. Neden, niye bir insan en sevdiği şeye ara verirdi ki? Meğer şartlar bu hale getiriyormuş bunu da yaşayarak tecrübe ettik. Stop değil pause tuşuna bastım sadece. Yorumlar abarınca, düşüncelerime yapılan kimi itirazlar(saldırılar) aile boyutuna ulaşınca ve normal bir insan olarak yazılan yazılar hep basın kimliğim yönümle özdeşleşince böyle bir ara verme zorunluluğu hissettim. Ben de büyük bir hevesle girişmiştim blog olayına. Maksat bildiklerimi yansıtmak, bilemediklerimi öğrenip anlamaktı. Güzel de oldu. Herşey çok da güzel başladı ve öyle de devam etti. Vaktini ayırıp okuyan, bilgisini paylaşan herkese teşekkür ederim. Altkimliğimi sorgulamadan, üstkimliğimle bir geri dönüş olacak elbette. Belki yarın belki yarından da yakın.

12 Aralık 2009 Cumartesi

KİMSİN SEN , ÇIK DIŞARI

Wolfsburg deplasmanında Michael Owen coşuyor coşturuyor ve 3. golünü de Wolfsburg ağlarına gönderiyor. Bu golün ardın da davetsiz bir misafir Dzeko ve Misimovic'in yanında bitiveriyor anında. Hayır oraya gelene kadar kim nasıl müdahale edemedi de o kadar rahat bir şekilde santrada duruyor anlamak mümkün değil. Üstelik bir Şampiyonlar Ligi maçında.

SİNAN 'GOL'AT

Sadece kurtarması beklenen birinin hele hele değme forvetlere taş çıkartırcasına 90+5'te gol atması alışkın olunan bir durum değil. Ama O hem kalesine gelen topları kurtardı, hem de takımını kurtardı. Şampiyonlar Ligi'nde gol atan ilk kaleciyi (penaltı hariç) anlatmak ise spiker arkadaşım Aykut Aydın'a nasip oldu.
Kaleci, gol falan demişken. Sahi Beşiktaş'ta Bako vardı bir zamanlar. Şu an ne yapıyor acaba?

GERİ VİTES


Nam-ı diğer Aziz Yıldırım. Bıraktığı Kulüpler Birliği başkanlığına geçici olarak da olsa geri döndü. Neyi ''bıvakıcam'' dediyse olmadı. Tuttuğu elinde kalıyor adamın.

KİMSE ALAMAZ

Sezon başında Kayserispor'un Benfica'dan kiraladığı ve 12 gol atmayı başaran Ariza Makukula, bu kadar başarılı olunca hemen transfer söylentileri de ortaya çıktı. Kayserispor'da Süleyman Hurma açıklama yapmış '' Makukula'yla yaptığımız anlaşma sonrasında sezon sonunda 2.5 Milyon euro vermemiz halinde oyuncu bizim olacaktır. Başka bir takım biz vazgeçmeden devreye giremez '' demiş... Nedense aklıma şu aşağıda yer alan ve ülkenin dört bir yanına billboardlara verilen reklam geldi...:)

BOYD BİLMECESİ


Ocak ayı transfer dönemi yaklaşırken gol yollarında sıkıntı yaşayan Galatasaray için forvet hattına durduk yere Rangers'ın golcüsü Kris Boyd yazılmaya başlandı. Sezon başında Trabzon alıyordu Boyd'u olmadı şimdi Galatasaray alacakmış. Merak ettiğim bir konu var Boyd'la ilgili. İskoçya Premier Liginde son dört sezonun üçünde gol kralı olmayı başaran oyuncu, bu sezon başına kadar çıktığı 112 lig maçında 68 gol atmayı başardı. Bu sezonda şu ana kadar attığı 10 golle gol krallığında yine ilk sırada. Peki İskoçya'da futbol oynayan oyuncuların tamamının amacı bu ligi vitrin olarak gösterip İngiltere Premier Ligine transfer olmak iken neden son dört yılın üçünde gol kralı olan Boyd'u hiçbir İngiliz ekibi istemiyorda Galatasaray'a geliyor bunu anlamış değilim...

6 Aralık 2009 Pazar

GELECEĞİ GÖRDÜ


Dün gece iyi bir maç çıkardı aslında Twente kalecisi Sander Boschker. Gerçi Fenerbahçeli futbolcuların son vuruşlardaki beceriksizlikleri de katkı sağlamadı değil hani. Roberto Carlos'un kullandığı taç atışında Alex altıpastan kafayı vurmuş, müthiş bir refleksle kornere çıkarmıştı topu Hollandalı kaleci. Köşe vuruşu kullanılırken defans elemanları da ileri çıktı haliyle. Herkes bir yana ama önce bir Lugano'yu kesti gözleriyle Boschker. Bell ki o bakışlar boş değildi. Sonrası? Lugano da O'nu kesti.

BÜYÜK KAPTAN SONG

Trabzonspor şaşırtmamaya devam ediyor. Evet Song belki de o kadroda kaptanlığı en hakeden hatta tek hakeden isim. Yılların tecrübesi ve 1994 Dünya Kupası'nda bile Kamerun'un kaptanlığını yapmış bir tecrübe abidesi. Ama 3 gün önce kadro dışı bıraktığın bir ismi nasıl birden kaptan yapabiliyorsun, bunun adı da bir yönetim mucizesi olsa gerek.

PREMIER LEAGUE


İngiltere Premier Liginde yer alan takımların 2008 Ekiminden 2009 Eylülüne kadar futbolcu transferlerinde menajerlere ne kadar ödeme yaptıkları açıklandı. Listenin başında tabii ki Sheikh Mansour'un Manchester City'si var. Rakamlar pound üzerinden olunca tabii biraz daha ilgi çekici oluyor. Adamların futbol kültürlerini zaten kıskanıyorduk, bu da son nokta oldu. Yok yok merak etmeyin, '' Acaba bizim kulüplerimiz menajerlere ne kadar ödüyordur '' diye sormayacağım çünkü biz daha ne kadar bonservis ödendiğini ve oyuncuların ne kadar kazandıklarını bile bilmiyoruz...
Manchester City - £12,874,283
Chelsea - £9,562,223
Liverpool - £6,657,305
Tottenham - £6,066,935
West Ham - £5,527,548
Arsenal - £4,760,241
Wigan - £3,576,972
Portsmouth - £3,184,725
Bolton - £3,166,611
Everton - £2,008,407
Sunderland - £2,007,040
Aston Villa - £1,708,374
Blackburn - £1,610,885
Hull - £1,599,188
Manchester United - £1,517,393
Fulham - £1,469,258
Wolves - £1,235,703
Birmingham - £974,982
Stoke - £716,042
Burnley - £468,398

SAVAŞMA ÇELİŞ BENLE

Fenerbahçe'nin resmi yalanlama sitesi bu kez de kendini yalanladı. Çocuğu kafasını çarpınca sehpayı dövenler var mıdır hala bilemiyorum ama futbolcunun yanlış beyanlarına körü körüne bağlı kalarak, yazılanın doğru olduğuna inanmadan sırf yalanlama uğruna fellik fellik link verenler acaba o kazadan sonra yanınladıkları yalanladıklama linkini neden resmi siteden kaldırdılar? Hani suçlu her zaman medyada aranır ya, e hırsızın hiç mi suçu yok?

MASKOT'UN DUASI


Fred The Red, yani bilindiği üzre Manchester United'ın maskotu. Beşiktaş, Kırmızı Şeytanlar karşısında ilk yarıyı 1-0 önde tamamlıyor ve iki takım da soyunma odasına gidiyorlar. Devre arasında yedek futbolcular ısınırken, ekrana istatistikler veriliyor. Tam o sırada Manchester United'ın şeytan kılıklı maskotu Fred, Rüştü'nün ikinci yarıda koruyacağı kalenin önüne geliyor ve önce kale direğine ayaklarını vuruyor sonra da alnını dayayıp dua ediyor. Aynı olayı ikinci direğe de yaptıktan sonra kale direğine iki şaplak atıp yoluna devam ediyor.Maskotun duası kabul olur mu bilmiyorum ama şeytanın duası zaten kabul olmaz. Olmadı da zaten. Doğru söyle Fred, o gece ne içtin sen?

BOZACI'NIN ŞAHİDİ ŞIRACI


''Demedim mi ben 5 hakem uygulaması getirilsin'' diye çığırmış Platini. Bir kaç tane de timsah gözyaşı dökmüş bu cümleler ağzından Fransızca Fransızca dökülürken. Henry'nin eliyle yoğurduğu pozisyonu videodan izleyip cezalandırmanın mümkün olamayacağını belirtiyor. Olur muymuş öyle şey? İrlanda'nın hakkı yensin kimin umrunda? Biz içimizdeki İrlandalıları temizledik belki ama ulusal futbol platformunun içini temizlemesi o kadar da kolay olmayacak belli.

CAMP NOU'DA BİR PANKART



Barcelona-Inter maçı öncesi iki takım sahaya çıkarken dikkatimi çekmişti bu pankart. Ancak fırsat bulabildim yazmaya. Yiğit arkadaşımız kimdir, necidir bilmiyorum ama Yağmur kızımıza olan sevgisini kutsal bir mekanda ilan etmiş olması takdire şayan bir davranış.


28 Kasım 2009 Cumartesi

EL CLASSICO !..

Polisin sonucunu tayin ettiği maçtan rakip taraftarın alkışladığı futbolcuya unutulmaz El Clasico maçları.
10. Messi Real’e karşı10 Mart 2007. Real Madrid istim üstünde. Puan farkını iyice kapatırken her maç daha iyi oynuyorlar. Barcelona ise düşüşte. Böyle bir ortamda Nou Camp’talar. Real daha iyi başlıyor ve 4. dakikada Van Nistelrooy öne geçiriyor konuk takımı. 10’da genç Messi çıkıyor sahneye: 1-1. 12’de Van Nistelrooy penaltıdan yine öne geçiriyor Real’i Messi yanıt vermekten yorulmuyor. 27’de durum yine eşitleniyor: 2-2. 72’de Ramos, Real Madrid’e üstünlüğü getiriyor. Ama artık bir dünya yıldızı olduğunu kanıtlayan Messi’den 88’de 3-3’ü sağlayan gol geliyor. Belki hayal kırıklığı yaşıyor Barcelona. Ama sonuçta Messi dünya futboluna adını yazdıracağını gösteriyor.








9. Ronaldinho’ya Real alkışı2005-2006 sezonunda Frank Rijkaard yönetiminde gümbür gümbür ilerliyor Barcelona. Ligin ilk yarısında 19 Kasım 2005’te Bernabeu’da oynanıyor El Clasico. 14. dakikada Eto’o ile başlıyor Barça şov. Sonrasında Ronaldinho alıyor sazı eline. 2 gol atmakla kalmıyor Brezilyalı. Real Madrid taraftarları, kendi takımlarına mendil sallarken Ronaldinho’yu ayakta alkışlıyor. Santiago Bernabeu Stadı’nda bir ilk yaşanıyor. 3-0’lık galibiyet belki de Avrupa şampiyonluğunun habercisi.
8. Puskas’ı tutana aşkolsunReal Madrid’in muhteşem kadrosunun ligi domine ettiği dönem. Tarih 27 Ocak 1963. Barcelona’da tam bir gösteri sunuyor Real. Gösterinin kahramanı göbeğiyle ünlü Ferenc Puskas. Macar futbolcu belki ilk bakışta futbolcuya benzemiyor ama eşsiz stili ve zekasıyla rakiplerin korkulu rüyası. 3 gol gönderiyor o büyülü akşamda rakip kaleye. İspanya’ya ilk geldiğinde hem Barça hem de Real’le sözleşme imzalayan Di Stefano’nun bir sezon Barça’da, diğer sezon Real’de oynamasına karar vermişti Federasyon. Barcelona hakkunı devredince Di Stefano gerçek bir Real Madrid efsanesi haline geldi. İşte o maçta da 1 gol gönderdi Barcelona kalesine. Diğer gol Gento’dan. Barcelona arada Re ile beraberliği sağlıyor ama 5-1’lik ağır yenilgiden kurtulamıyor. Sezon sonunda şampiyonluk Real’e gidiyor. Barça ise 6. olabiliyor.








7. 5’in intikamı 5’le alınırJohan Cruyff yönetimindeki Barcelona’nın üst üste gelen şampiyonlukları Real Madrid’i bıktırmıştı. İşin Real açısından trajik yanı 4 şampiyonluğun ikisinde son hafta Tenerife’ye kaybederek en büyük olmayı kaçırmalarıydı. İşte o Tenerife’nin başındaki adam olan, eski futbolcuları, Jorge Valdano’yu getirdiler. Valdano ile iyi bir çıkış yakalayan Real Madrid, 7 Ocak 1995’te Barcelona’yı ağırlıyordu. 1 sezon önce rakibinden 5 yiyen Real için rövanş zamanıydı. Şilili Ivan Zamorano, unutulmaz bir ilk yarı çıkardı. 5, 21 ve 39’da gelen gollerle ilk yarıda durum 3-0 oldu. İronik bir durum olsa gerek sonraları bir Barça ikonu haline gelecek olan Luis Enrique 68’de 4’ü buldu. 5 numaralı golse 70’te Amavisca’dan geldi. Valdano ve öğrencileri, şampiyonluğun haberini önceden vermişlerdi.







6. Real’in galibiyet serisine sonReal Madrid’in Avrupa’da fırtına gibi estiği günler. Art arda 5 Avrupa şampiyonluğu, Beyaz Şimşekler’i ziveye taşımış. 9 Kasım 1960’ta Madrid’de Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ikinci tur ilk maçı. Bir El Clasico. Barcelona’nın endişelenmesi için her şey mevcut. O güne kadar bu kupada evinde oynadığı 15 maçı da kazanmış Real Madrid. Bu maçlarda 66 gol atıp sadece 8 gol yemişler. Real’in tek handikabı Uruguaylı savunmacısı Santamaria’nın sakatlığı. Daha 2. dakikada Mateos’un golüyle öne geçiyor Real. Aynı hikaye yazılıyor sanki. Ama Suarez’in frikiği eşitliyor durumu. 30’da Gento yeniden öne geçiriyor Real’i. Bitime 3 dakika kala Evaristo, Macar Kocsis’i kaçırıyor. Yıllar sonra intihar ederek yaşamına son verecek olan Kocsis kendisini yerde buluyor. Yan hakemin bayrağı kalkıyor. Orta hakem İngiliz Arthur Ellis, bu bayrağı faul olarak yorumluyor ve penaltı noktasını gösteriyor. Suarez’in penaltı golüyle maç 2-2 bitiyor. Barça, Real’in serisini kırıyor. Rövanşı da Katalanlar 2-1 kazanıp, turu geçen taraf oluyor.




4. 10 gole bedel ziyaretGeneral Franco’nun adına düzenlenen kupanın yarı finalinde eşleşmişti Real Madrid ve Barcelona. Barça’nın o zamanki stadı Les Corts’ta 3-0 kazanmıştı Katalanlar. 13 Haziran 1943’te Madrid’de bu farkı kapatabilecek miydi Real? İlk yarı bittiğinde skor 1-1’di ve pek de umutlu değildi Real Madrid taraftarları. Barcelona soyunma odasında sevinçli bir telaş vardı ikinci yarı öncesinde. O sırada kapı açıldı. İçeri Devlet Güvenlik Teşkilatı’nın başındaki adam girdi. “Birçoğunuzun İç Savaş’taki suçlarını futbolcu olduğunuz için sildik. Sakın bunları yeniden ortaya çıkarmamıza izin vermeyin” dedi sert bir ses tonuyla. Barcelonalı futbolcular, soğuk duşun ardından sahaya çıktılar. Real Madrid beklenenin üzerinde bir performans ortaya koymaya başladı. Barcelona ise oyundan düşmüştü. Maç bittiğinde tabela 11-1’i gösteriyordu. Bir ziyaret 10 gole bedeldi!
















3. 19 yıllık çile bitiyor23 Nisan ülkemizde, Kuzey Kıbrıs’ta ve yurt dışı temsilciliklerimizde heyecanla kutlanıyor. 2002 yılında bu günü kutlayanlar arasında Real Madridliler de vardı. Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçında Barcelona deplasmanına gidiyordu eflatun-beyazlılar. 19 yıldır kazanamadıkları Nou Camp’tan avantajlı dönmek istiyorlardı. Barcelona’da Rivaldo’nun sakatlığı en büyük kayıptı. Del Bosque yönetimindeki Real Madrid 55’te öne geçti. Raul, savunmayı üzerine çekti. Zidane boş kaldı böylece. Maestro şık bir vuruşla Bonano’yu avladı. Barcelona’nın “Allah Allah” nidalarıyla saldırdığı uzatma dakikalarında McManaman farkı ikiye çıkaran golü attı. 2-0 kazanan Real Madrid hem çileyi bitirdi hem de Zidane’ın muhteşem golüyle kazanacağı finalin yolunu açtı.

2. General Franco’yu yatağa düşüren maçİspanya’yı yıllarca demir yumrukla yönetti General Franco. 17 Şubat 1974’e gelindiğinde Franco yaşlanmış iyice. Total Futbol’un mucitleri Rinus Michels ile Johan Cruyff’un ortaklığıyla ortalığı darmaduman eden Barcelona, Santiago Bernabeu’ya çıkıyordu. Real Madrid için iyi bir sezon değildi belki ama başlarına geleceklerden habersizdiler. 30. dakikada Asensi, Barça’yı öne geçirdi. 39’da sahneye Cruyff çıktı. Hollandalı uzun yıllar unutulmayacak bir gol attı. İkinci yarıda yine Asensi, Perez ve Perulu Sotil. Real Madrid’e kendi evinde 5 gol. General, o günlerde maçın etkisinden mi bilinmez iyice hastalandı. Krallığı Juan Carlos’a bırakıp kenara çekildi ve 1 yıl sonra öldü.
1. Yabancı maddede çığır açıldı: Domuz kafasıLuis Figo’nun 2000 yılında Real Madrid’e geçişi ortalığı ayağa kaldırmıştı. Portekizli futbolcu, Katalonya dolaylarında Hazreti İsa’yı yanağından öperek Romalılar’a ihbar eden havari Yahuda ile eşdeğerde görülüyordu. Aradan geçen yıllar bile bu nefreti bitirmedi. 23 Kasım 2002’de Real Madrid, El Clasico için Nou Camp çimlerine çıkarken bir Barcelona taraftarı, Figo’ya kendince mesaj dolu bir hediye gönderiyordu: Bir domuz kafası. Portekizli’ye bir de viski şişesi yollandı tribünlerden. Ne de olsa eski kahramanlarıydı Figo. Peki bu anlarla ölümsüzleşen maç ne oldu? İnanın sahada neler olup bittiğini kimse hatırlamıyor. 0-0’lık skor her şeyi anlatıyor zaten.

TİMSAH GRİBİ


Bursa deplasmanları her zaman zordur. İlk 6 hafta fırtına gibi esen, gol rekoru kıracağı söylenen Galatasaray önce boşa aldı, şimdi de rölantide gidiyor. Sağ beki orta bile yapamazken, rakibin sağ açığından sol ayak patentli bir gol yeniyorsa ciddi ciddi düşünmek gerekir. Hakan Balta'nın formsuzluğu gün gibi aşikar. Gol de oradan geldi zaten. 90 dakika boyunca tek bir ciddi gol pozisyonu yok. Baros'un sakatlanması, Keita'nın 4 maçlık cezası derken başaşağı gidiş kendisini zamana yayarak bir şekilde gösterdi. Rijkaard ya Neeskens'ten daha iyi bilmiyorum futbolu. Onların elbet bir bildikleri vardır. Ancak bu formsuzlukta Hakan Balta ile 2 metre yanına pas veremeyen Gökhan Zan'a sabredilmemesi ve değişik isimlerin denenmesinde fayda var.Gol atanın kazanacağı bir maçtı. Bursa attı kazandı, Galatasaray atamadı, savunamadı kaybetti. Kazanana tebrikler, kaybedene geçmişler olsun.

BALTA

Koy bunu Galatasaray'ın soluna,defansta da ofansta da daha iyi keser...

NEESKENS ?


Rijkaard'ın ani gidişi sonrası Neeskens çıkacak takımın başında Bursaspor maçına. Telsiz telefon showlar görmeyeceğiz maç esnasında muhtemelen. Zaten Rijkaard ne demek istiyorsa, Neeskens'e belirtip öyle tutmuştur memleketinin yolunu. Yani bir nevi Neeskens insiyatifi izleyeceğiz bu akşam Bursa'da. Hep eleştirilen bir konu olmuştu sezon başından beri ''neden Rijkaard hep kulübede oturuyor da Neeskens hep ayakta, elinde kara kaplı bir defterle oradan oraya koşturuyor?'' sorusu. Yılların futbol dehaları, Hollanda futbolunu geliştiren insanların buna da verecek cevapları vardır muhakkak. ''Galatasaray'ın 2 teknik direktörü var, ben ve Neeskens. O yüzden çok şanslı.'' diyordu Frank Rijkaard. Bakalım 2. teknik direktör ne yapacak bu akşam Bursa deplasmanında?

BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN


TELLO'NUN AYAĞI

Takımlar sahaya çıkmış, seremoni, para atışı vs. her şey yapılmış ve artık 4. hakemden işaret bekleniyor. Santrada Bobo ve Tello. Tello'nun ayağı topun üstünde ve maçın başlama vuruşunu O yapıyor. 90+5 dakikanın sonunda Manchester United'ı bitiren isim de yine Tello oluyor.

SADECE 1 SANİYE


United karşısında zafere imza atan Beşiktaş'ta Tello'nun kaydettiği bu gol, sadece bir saniye daha geç olsaydı 19.03'e denk gelecekti. Olsun Tello gol sevincine 19.03'den itibaren başladı. Kutluyoruz Beşiktaş'ı. As takım, yedek takım fark etmez, Manchester United Manchester United'tır. Umarız Beşiktaş CSKA karşısında da istediği sonucu alır ve yoluna Avrupa Liginden devam eder.

OLD TRAFFORD'DA KARTALIN KANAT SESLERİ


Güzel bir dilek tutmuştum maçtan önce, o da gerçekleşti. Ertem Şener, Manchester'dan güzel haberler verdi. Yoğun bir Şampiyonlar Ligi haftasıydı, gecenin 1 buçuğunda yazan bu parmaklar da hem galibiyet sevincine hem de yoğun iş temposuna yenik düştü. Maç yazısı kısmetse sabaha. Şimdilik sizi istatistiklerle başbaşa bırakıyorum. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürler :)

M.UNITED - BEŞİKTAŞ

Haydi Kara-Kartal ... Güldür bu akşam yüzümüzü ...

HEM OYNAR HEM GİDERİM


Karadeniz hırçındır, dalgalıdır. En iyi yüzücü bile iki katı kulaç atar o azgın dalgalara karşı. Trabzon insanı da yapısı itibariyle hırçındır, bazen sabırsızdır, hep başarmak kazanmak ister. Kolay değil 3 İstanbul takımının arasından şampiyon çıkarabilmek. Bunu başardı zamanında Karadeniz'in bu güzel kenti. Trabzon'dan geçen Belçikalılardan biriydi Broos. Urbain Braems ve George Leekens'le beraber karnesi tarihe bakıldığında pek de kötü değildi Belçikalıların. Bir Broos geçti Karadeniz'den. Gelişi de güzel oldu, gidişi de. Horonla uğurladı taraftar O'nu. Başarısızlığın tek sorumlusu da O değildi zaten. Hugo Broos'u futbolcu ve taraftarın önüne yem olarak atanlar utansın.

KARTAL GÖRÜNÜMLÜ TARZAN

Manisaspor Başkanı Kenan Yaralı Beşiktaş taraftarına olan hayranlığını dile getirerek ''19 Mayıs Stadı'nı İnönü Stadı'na çevirmeliyiz'' diye haftasonu oynanacak Kayserispor maçı öncesi taraftarına bir mesaj yollamış. Bir Süper Lig takımının başkanının diğer takım ve taraftarını kompleks yapmaması adına son derece olumlu bir örnek.

NEFES-VATAN SAĞOLSUN

Şiddetle izlemenizi tavsiye ediyorum ...

KEWELL:1-1:MANİSASPOR


Enteresan maç. Daha başlamadan burnuma beraberlik kokuları gelmişti bile. Ama 0-0, ama 1-1 ama 5-5. Farklı kıtaların çocukları biri Avustralyalı, bir, Kanadalı attı gollere imzalarını Sami Yen'de. Kewell kaçırdıklarını gole çevirse Makukula'ya ortak olacaktı belki de gol krallığında. 1-0 tabii ki yeterli skor değildi, Manisa'nın golü gelecekti ama ne zaman? Manisaspor serbest vuruş kazandığında ''şimdi gol'' demiştim ama top kornere çıktı. Meğer kornerden geleceği varmış.Canın çıkacağına huyun çıksın derler ya Galatasaray yine vazgeçmedi huyundan. Fenerbahçe'nin puan kaybettiği bir haftada yine liderliği elinin tersiyle bir kenara itti. Gökhan Zan'a bir çift lafım olacak; hakem son düdüğü çalınca maç bitiyor Gökhan. O itirazlar neye, niye?Bu arada fotoğraf dikkatimi çekti. Top nerede, gözler nereye bakıyor.

TRABZO(R)SPOR

Zordur Trabzonspor'da futbolcu olmak, futbol adamı olmak.''Burada 21 yılda 23 teknik direktör eskitildi'' derken idam saatini bekleyen mahkum mağrurluğundaydı Hugo Broos. 24. isim olacağını bal gibi de biliyordu belli. Kale Arkası'ndan Coşkun ağabey de yazmıştı geçtiğimiz günlerde ''4 büyükler değil 3 büyükler'' deniliyor artık diye. Sebebi çok basit. Büyük takımlık, büyük vizyonla olur. Başarıya aç, sabırsız bir kesime söz dinletmek, bir şeyler izah edebilmek ve futbol izletmek zor hatta imkansız. Bitecekti bu izdivaç eninde sonunda zaten. Trabzonspor'un eski bir hocası vurdu tekmeyi Broos'un idam sehpasına. Ne gariptir ki bir başka eski hocanın adı geçiyor cesedi daha soğumadan. Aahh ahh... Eskiye rağbet olsaydı, Trabzon'a nur yağardı...

DEFOE'LU WIGAN

Bir Premier Lig maçında görmeye alışık olmadığımız değil, görmediğimiz bir skordu. Futbol bilginleri çıkıp ''fi tarihinde vardı böyle bir maç nasıl bilmezsin?'' diye ola ki beni yerse de boynum kıldan incedir, hatırlamıyorumdur, saygı duyarımdır, gerisi teferruattır. Hepsini geçelim nasıl olur da bir Premier Lig takımı 9 gol yer onu anlamak güç. Defoe gol atmadı resmen abarttı. 9. dakika açılan gol perdesi de Wigan'ın Londra semalarında dokuz doğurmasıyla sonuçlandı. Son olarak; kalecilerin gol yedikten sonraki bakışlarına bir dikkat edin. Çok masum ve çaresiz oluyorlar. Garibim Kirkland nasıl da içlenmiş öyle.

GLADIO


Sinema eleştirisi yazmıyorum o çok ayrı bir konu. Futbola zor yetişiyorum bir de sinemaya el atamam her ne kadar sinema okumuş olsam da. İyi bir Kurtlar Vadisi takipçisiyseniz, yakın tarihle yakından ilgileniyorsanız ve İskender Büyük hayranıysanız bu filme gidin derim. Galasına katılmak, oyuncularla buluşmak şahsım adına ayrı bir keyifti. Gidenler gitmeyenlere anlatmasın. Türkiye'nin yakın tarihine ışık tutması açısından kesinlikle görülesi bir film.

BIRAK BU İŞLERİ


''Çalım atmayı Serdar Özkan'dan öğrendim'' diyor Arda Turan. O zaman üzgünüm ama çalım atmayı bilmiyorsun Arda.

11 Kasım 2009 Çarşamba

ALLAH RAHMET EĞLESİN


Robert Enke.Barcelona ve Fenerbahçe'nin formalarını giydi bir dönem.Şanssız başlamıştı kalecilik kariyeri,nitekim Fenerbahçe macerası, Türk Futbol tarihinde bir yabancı oyuncunun bir klüpte ki en kısa kariyerinin oluşmasıyla devam etti.Son yıllarda ki çıkışı onu Almanya Milli Takımı kaleciliğine kadar yükseltmişti. Daha önce çocuğunu kaybetmiş, psikolojisi bozuktu. İntihar etmeden öncede psikolojik tedavi görüyordu. Arkasında 8 aylık, evlat edindiği bir çocuk ve karısını bıraktı.Almanya'yı da Türk insanlarınıda üzdü Enke.Allah Rahmet Eğlesin...

10 Kasım 2009 Salı

İLGİNÇ



O dönem transferin gözdesi olan Rıdvan'da Fenerbahçe'ye gelmeden önce başka bir klübe söz vermiş ...

FRİKİK SORUNU


Diyarbakırspor maçının 2. yarısında bir frikik kazandı Galatasaray. Topun başına duran topu coşturan isim yani Kewell'ın geçmesi bekleniyor elbette. Sadece bu maçtan bir hafta önce Sivas maçında duran toptan fileleri havalandırması bile topun başına geçmesi için yeterli bir sebep. Takımdaki sezon başı penaltı krizinin çözümleyicisi kaptan Arda giriyor devreye ve Kewell'a ''buyur ağabey'' diyor. Tabiki diyecek çünkü o Kewell, Galatasaray 2000 yılında Leeds United'ı Ali Sami Yen'de ağırladığı zaman Popescu-Bülent ve Capone'ye Sami Yen'in çimlerini yolduruyordu. O sırada Arda muhtemelen top toplayıcı olarak saha kenarında, Sabri de ''abi biletsiz girsem olmaz mı, valla altyapıda oynuyorum?'' diye polislere yalvarıyordu.


Vermedi topu Sabri. Aldı topu ellerine, arkasında sakladı ''benim topum'' der gibisinden. Basit bir mahalle maçına çevirdi bir Süper Lig maçını. Kewell'ın yüz ifadesi, Arda'nın ısrarı kâr etmedi elbette. Gol atmış ya eleman bir de frikik golüyle -hasbelkader- süsleyip iyi intiba bırakmak.Ciddi kuşkular içindeyim. Bu kuşkularım özellikle Galatasaray dergisinin kendisinden ''Bizim Çocuk'' diye bahsettikten sonra daha da arttı. 16. yılı olacakmış kendi deyimiyle Galatasaray'da. 1999-2009 yılı arasında 10 yıl olduğu basit matematik hesabını bile yapamayan birinden 7.12'yi tutturması elbette beklenemez.Kewell;büyüksün, adamsın. Sen varken, kaptanını bile takmayıp o topun başına geçenler utansın!İyi Orta Gol Olur'dan Fırat'ın ''Bir Golün Fotoromanı'' yazısını mutlaka okumalısınız.

Arama