
Her zaman 3 büyükler yapacak değil ya bunu !..
HER ZAMAN GÖZDEN KAÇAN BİRŞEYLER VARDIR ...

Devre arasında süper transferler yaptı Sarı-Kırmızı'lılar.Sanki bir sezon başı transfer döneminde hissettim kendimi.Şimdilerde yabancı sınırını aştı ve bir futbolcusuyla yolların ayrılması gerekiyor. Aslında herkesin gönlünden geçen şu sıralarda Nonda'nın gönderilmesiydi. Baros'un sahalara dönmesi gecikince mecburen devam kararı alındı Kongo'luyla. Harry Kewell'ın ismi geçiyor bugünlerde.Şimdi olaya mantıklı bakalım.Harry Kewell 32 yaşında,kronik sakatlığı var,bunun üzerine şimdilerde son kupa maçında yaşadığı sakatlıkta eklendi.2 ay daha oynamayacağı söyleniyor.Aynı zamanda vucüdunda ki dövmeler yüzünden akciğerlerinin zarar gördüğü ve 5 maç arka arkaya çıkaramadığıda gün gibi aşikar.
Bir Ali Turan'dır gidiyor günlerdir. Arda Turan bile bu kadar konuşulmadı son zamanlarda. Kendisi bile şaşırmıştır belki de nasıl bu kadar kıymete bindiğine. İyidir, vasattır futbolculuğuna lafım yok. Açıkçası çok da iyi bilmem özelliklerini. Ama eminim kendisi de bu polemiklerden fazlasıyla sıkıldı. Kayserispor mimlendi ister istemez. Bir zamanlar Gaziantepspor parlatıp vitrine koyardı topçusunu. Onlar da son yıllarda Tabata hariç bir isim süremediler piyasaya. Gerçi O'da garanti kapsamında olduğu için iadesi isteniyor. Herneyse. Yücel Şahin'in açıklamalarına takıldım ben. Türkiye'nin hatta Avrupa'nın önde gelen kulüplerinden biri hakkında ''dalga geçtim'' ifadesi son derece yakışıksız olmuş. Bizim bildiğimiz dalga denizde olur spor camiasında değil. Süleyman Hurma'yla konuştum geçtiğimiz Perşembe. Haberi bile yoktu Şahin'in transfer açıklamasından. Kayseri'de birşeyler oluyor belli ama kimsenin birbirinden haberi olmadığı kesin. Olan da zavallı Ali Turan'a oluyor o arada. Kampa götürülmeyip, yaftayı boynuna yemesi, antrenmanlara tek başına devam edip, ''dalga geçenler'' tarafından suçlu ilan edilmesi bir futbolcuyu elbette psikolojik olarak fazlasıyla etkiler. Umarım gidişat Mehmet Topuz transferi gibi arapsaçına dönmez ve umarım Ali Turan'ın menajeri Metin Korkmaz değildir. O zaman rastalı saçları İstanbul'da bir berber süpürgesine kurban gidecektir Ali'nin. Ama İstanbul'un hangi yakasında? O bilinmez işte.
Atletico Madrid - Galatasaray maçının galibi bir üst turda Everton - S.Lizbon maçının galibiyle oynayacak.Lille - Fenerbahçe maçının galibi bir üst turda Liverpool - Unirea maçının galibiyle karşılaşacak.
Galatasaray bence şanslı bir kura çekti.Atletico Madrid'de çok yıldız futbolcu var bu bir gerçek. Ancak baktığınız zaman La Liga'da aldıkları kötü sonuçlara Şampiyonlar ligi halkasınıda eklediler ve sadece 3 beraberlik alarak gruptan mucizevi bir şekilde çıkmayı başardılar.Şuan liglerde devre arası olmak üzere.Transfer dönemi açılıyor.En büyük yıldızları,Maradona'nın damadı Kun Agüero'nun da Chelsea'ye transferi konuşuluyor kulislerde.Umarız gerçekleşir.Elenmeyecek bir rakip değil bence.Yeterki gününde ve tam olsun sarı kırmızılılar ...
Fransız Lille tehlikeli bir takım.Ayrıca çok golcüler.Fenerbahçe avrupada çok gol yiyor.Tehlikeli bir kura ancak ilk maçın dışarda olması Sarı Lavicertliler için büyük avantaj.Daum Twente maçını unutmaz inşallah ve ona göre oynatır takımını.Yoksa Gervinho, ikinci bir Nkufo faciası yaşatabilir Fenerbahçe'ye.Takımlarımızın turu geçmeleri dileğiyle maç gününü bekliyoruz.
Ne güzel söylemiş spiker; ''Oysa herşey o kadar güzel başlamıştı ki...'' Hep görürdüm bazı bloglarda ama hiç anlam veremezdim. Neden, niye bir insan en sevdiği şeye ara verirdi ki? Meğer şartlar bu hale getiriyormuş bunu da yaşayarak tecrübe ettik. Stop değil pause tuşuna bastım sadece. Yorumlar abarınca, düşüncelerime yapılan kimi itirazlar(saldırılar) aile boyutuna ulaşınca ve normal bir insan olarak yazılan yazılar hep basın kimliğim yönümle özdeşleşince böyle bir ara verme zorunluluğu hissettim. Ben de büyük bir hevesle girişmiştim blog olayına. Maksat bildiklerimi yansıtmak, bilemediklerimi öğrenip anlamaktı. Güzel de oldu. Herşey çok da güzel başladı ve öyle de devam etti. Vaktini ayırıp okuyan, bilgisini paylaşan herkese teşekkür ederim. Altkimliğimi sorgulamadan, üstkimliğimle bir geri dönüş olacak elbette. Belki yarın belki yarından da yakın.
Wolfsburg deplasmanında Michael Owen coşuyor coşturuyor ve 3. golünü de Wolfsburg ağlarına gönderiyor. Bu golün ardın da davetsiz bir misafir Dzeko ve Misimovic'in yanında bitiveriyor anında. Hayır oraya gelene kadar kim nasıl müdahale edemedi de o kadar rahat bir şekilde santrada duruyor anlamak mümkün değil. Üstelik bir Şampiyonlar Ligi maçında.
Sadece kurtarması beklenen birinin hele hele değme forvetlere taş çıkartırcasına 90+5'te gol atması alışkın olunan bir durum değil. Ama O hem kalesine gelen topları kurtardı, hem de takımını kurtardı. Şampiyonlar Ligi'nde gol atan ilk kaleciyi (penaltı hariç) anlatmak ise spiker arkadaşım Aykut Aydın'a nasip oldu.
Sezon başında Kayserispor'un Benfica'dan kiraladığı ve 12 gol atmayı başaran Ariza Makukula, bu kadar başarılı olunca hemen transfer söylentileri de ortaya çıktı. Kayserispor'da Süleyman Hurma açıklama yapmış '' Makukula'yla yaptığımız anlaşma sonrasında sezon sonunda 2.5 Milyon euro vermemiz halinde oyuncu bizim olacaktır. Başka bir takım biz vazgeçmeden devreye giremez '' demiş... Nedense aklıma şu aşağıda yer alan ve ülkenin dört bir yanına billboardlara verilen reklam geldi...:)


Trabzonspor şaşırtmamaya devam ediyor. Evet Song belki de o kadroda kaptanlığı en hakeden hatta tek hakeden isim. Yılların tecrübesi ve 1994 Dünya Kupası'nda bile Kamerun'un kaptanlığını yapmış bir tecrübe abidesi. Ama 3 gün önce kadro dışı bıraktığın bir ismi nasıl birden kaptan yapabiliyorsun, bunun adı da bir yönetim mucizesi olsa gerek.
